Pazartesi, Ekim 31, 2011

Ekim ayı bütçe değerlendirmesi

Geçen aylarda, bazı kategorilerde bütçenin üzerine çıkmıştım. 10TL orda, 20TL burda, hepsini toplayınca epey bir tutar yapmıştı. Bu ay sınırlar içinde kalmaya kararlıydım. Gelecek ay öngörebildiğim en büyük değişiklik bayram nedeniyle oluşabilecek giderler. Onun için ulaşım bütçesini 100TL, market bütçesini de 150TL artırıyorum. Bu kadar çok gerekmeyebilir ama en azından bulunsun.

Aynı zamanda dün öğle yemeğimi dışarda yemek zorunda kaldım. Biliyorum, birkaç haftadır kışkırtmalara dayanma konusunda son derece başarılıydım.10TL yi iki kanat, bir but, kola, patates, ekmekten oluşan menüye verdim. Böyle bir yemek için çok fazla; ama naapalım artık. Olan oldu.

Burada Ekim'2011 bütçe gerçekleştirme grafiğimi verecektim; ama Excel'den kopyalamayı beceremedim. Üzerinde çalışıyorum. Ay sonu durum değerlendirmesi yapmadan olmaz. Ayın birinde de yeni hedefler gelecek. Tabii teknik bir arıza olmazsa.

Maalesef elimden gelen budur. Ancak fotoğrafını ekleyebildim. Pek okunaklı değil ama ben size özetleyeyim. Toplam Bütçenin %24 ünü tasarruf etmiş görünüyorum. Benim için mucize gibi bişey. En büyük payı Market harcamaları alıyor. Bunun üzerinde biraz çalışmam lazım. Diğer kalemler fena değil. Kasımda ilk ısınma faturası gelecek. Bu ay o kalem boştu.

Pazar, Ekim 30, 2011

bayram ikramiyesi

Hmm, ikramiyem sadece 800TL ama yinede hatırı sayılır bir para. Bununla ne yapsam acaba? Tamamını tasarruf hesabına mı aktarsam,  yoksa bölüp birkaç şekilde mi değerlendirsem?
Eski ben olsaydım, kendimi sokağa atıp tamamını yeni sezon kışlıklara yatırırdım. Ama artık değil. Elimdeki herhangi bir fazla para yararlı bir şeye gidecek.
Halen alışverişe gitmek için de çok hevesliyim. Ama kendimin eski alışkanlıklarına geri dönmesine izin veremem! Eğer zayıf olduğum şu an kayıp gidersem, gelecekte geriye doğru bu ana baktığımda hiç irade gücümün olmadığını görürüm. Dik durup paramı kendi şeytani benliğimden korumalıyım!
Para biriktirmek, benim için bir çeşit koşu. Eğer durup yürümeye başlarsanız (para harcamak) tekrar yarışta koşmak için gerekli motivasyonu neredeyse hiç bulamazsınız. Çünkü rahatlamanın tadına varmışsınızdır. Yürüyüp rahatlamak iyi hissettirir. Öyleyse burada anahtar her zaman için koşar durumda olmak. Önemli olan hiç durmamak, motivasyonu hiç kaybetmemek. Bu bir iç savaş ve iradenizin gerçekte ne kadar güçlü olduğunu gösterir bir test. Çok yarışmacı bir tip olduğumdan benim için de irademle bedenim arasında bir çekişme. Kendimi gevşetip savaşı kaybedemem.
Herneyse, biraz konudan saptım galiba. Son noktayı koyuyorum: Nefes aldığım sürece, bu bayram ikramiyesi hiçbir şekilde bir mağazanın para kasasına girmeyecek… Şimdi müsaadenizle parayla ne halt edeceğime karar vermem lazım!
Bu da ben. 2000 yılı Avrasya maratonunda ülkemizi temsil etmiştim :-))

Cumartesi, Ekim 29, 2011

bu blog ne kadar anonim?

Bu blog u anonim tutmaya çalışıyorum; ama gerçekte ne kadar anonim olduğuna pek emin değilim. İlk başta kendi adımı kullanayım dedim. Sonra değiştirip nick name e çevirdim. Ama aslında blogda verdiğim detaylar yüzünden kim olduğumu, nerede yaşadığımı ve sabah kahvaltıda ne yediğimi bulmak pek zor olmaz.
Ve şimdi eşim bir blog um olduğunu biliyor ve okumak için beni sıkıştırıyor. Ama ben pek gönüllü değilim. Blog uma dışarıdan müdahale olmasını istemiyorum; onun için de gerçek hayatta kimsenin haberi yok. Kimseden de sakladığım bir şey yok; fakat bir güvenlik sorunu olabilir. Ortada birsürü psikopat karakter mevcut. Bu yüzden tamamen anonim bir blog olması fikrini benimsiyorum.

Cuma, Ekim 28, 2011

otobüsler

Otobüse binmekten nefret diyorum. Sadece kalabalık olduğu için değil; her zaman kokmuş balık gibi koktuğu için de. Birde tüm yolculuk boyunca  (evden merkeze 1 saat) ayakta kalma tehlikesi var. Özele devir edildiğinden beri de kalkış saatlerine hiç uymuyorlar artık. Geçenlerde iett.gov.com sitesinde şikayet bölümüne güzergah ve saat de belirterek şikayetimi bildirdim. Arayan-soran yok tabii.
Bizde toplu taşıma aynı zamanda pahalıda! Tek yön gidiş 3.50TL. Hiç aktarma yapmazsam gidiş- dönüş 7TL! Herhalde dünyanın en pahalı otobüs yolculuğunu biz yapıyoruz. Artık otobüse binmemek için elimden geleni yapıyorum.  Mesela AVM lerin servislerini takip etmeye başladım. Hatta AVM ye gitmiyorsam bile oradan taksiye binerek gideceğim yere ulaşıyorum; aynı paraya geliyor. Ama bazen otobüse binmek kaçınılmaz oluyor. Mesela yarın otobüse binmem gerekecek. Kendimi psikolojik olarak hazırlamalıyım…
İşte ideal ulaşım aracı: Fayton! Havadar, çevre dostu ve güvenli. Üstelik ayakta kalma derdi de yok...

Perşembe, Ekim 27, 2011

bütçe ayarlaması

Bir sorunum var. Fark ettim ki bütçemin ‘’kişisel bakım’’ kalemini sürekli aşıyorum. 50TL/ay olan bu kalem, tüm banyo ürünlerini, makyaj malzemelerini v.b kapsıyor. 50TL lik bütçem çok mu az da tutmuyor, yoksa çok pahalı ürünler mi alıyorum? Bütçemi ayarlarken bunun yeterli olacağını hesaplamıştım. Şimdi düşünüyorum da pek yeterli gelmiyor. Aslında tabiki yetmez; kullandığım bu markalarla… Cilt bakımının ne kadar önemli olduğunu biliyorum. Zaten hassas bir cildim var. Marketten 10 Liraya yüz kremi alacak da değilim tabii.
Bu ay saçıma röfle yaptırdım. Pazarlıkla 70TL’ye mal oldu. Neyseki senede bir kez yetiyor benim saçıma. Ama sonuçta 1.5 ayın istihkakı uçmuş durumda. Peki daha büyük bir kişisel bakım bütçesi mi yapmalıyım yoksa 50TL’de tutmak için elimden geleni mi yapmalıyım? Biliyorum, pahalı güzellik ürünlerine boş yere para harcamamalıyım; ama aynı zananda bakımsız  olmak da istemiyorum. Ne yapmalı?


Kalite diyince bir fıkra aklıma geldi:
Temel’in tezgahtarlık yaptığı tuhafiyeye bir bey gelir.
-Bir çift hanım çorabı istiyorum
-Karına mı alacaksun yoksa daha mı kaliteli olsun?

Çarşamba, Ekim 26, 2011

yoğurt sevenler

Artık kendi yoğurdumu kendim yapıyorum.  Uzun zamandır evde yoğurt yapmayı planlıyordum. Birinci ve ikinci denemelerim pek başarılı olmadı. Sebebini pek anlayamadım. Kutu sütlerde katkı maddesi var; boşuna uğraşma, onun için olmuyor dediler. Aslında evde yoğurt yapmayı isteme sebebim de bu katkı maddeleri. Çünkü zaten sütlerde katkı var. Fabrikalarda yoğurt yaparken bir de orda ekleniyormuş.  Bu yüzden yoğurt yapmayı kafaya koymuştum. Bir kere daha denedim. Sanırım sorun ısıyı ayarlayıp aynı sıcaklıkta tutamamaktı. Tadı iyi ama çok sulu oluyordu.

Geçenlerde Saturn’ü gezerken yoğurt makinelerine rastladım. Fiyatları pek pahalı olmadığı için bir deneyeyim diye aldım. Şimdi bu alışverişi bu yıl içinde yapılmış en faydalı alışveriş sırasında birinciliğe oturtuyorum. 60 TL makinenin fiyatı. Bence her kuruşunu hak ediyor. Normalde haftada en az 2lt yoğurt tüketimimiz var. Yazın daha da fazla. Yoğurdun kilosu sütün tam iki katı. Böylece aynı zamanda tasarruf da yapmış oluyoruz.
Her neyse, yeni yoğurt makinem hakkında bütün gün konuşabilirim. Sizin iyiliğiniz için kesiyorum. :)




Arzum markalı makine iki şekilde kullanılabiliyor. İster kavanozda ister kasede yoğurt yapılabiliyor.

Tarih kitaplarını karıştırırken bir İspanyol esirinin 2. Philip'e sunmak için yazdığı eserde şöyle dediğini okudum. (Fetihten yüz yıl sonra İstanbul'daki Türkleri anlatıyor):
''Yerde yatıp yerde yerler. Çorba dedikleri bir yemekleri var. Pilav dedikleri yemeği her gün yerler. Pilavın yanına parça parça et koyarlar. Hızlı yerler. Şeytan kovuyorlar zannedersin. Sütün tazesini değil yoğurt dedikleri ekşisini severler. Hiç tanımadıkları birini bile sofralarına çağırırlar...''

İlginç değil mi? Çorbayı, yoğurdu bizden öğrenmişler.

Salı, Ekim 25, 2011

internette alışveriş

Dün evde sonbahar temizliği vardı. Eşyaları kışlık pozisyonlarına getirdim (radyatör önleri açık olacak şekilde). Ayrıca kışlık kıyafetleri de çıkardım. Bugünse kendimi ödüllendirmek için internette alışverişe çıktım. Yani, pek öyle olmadı. Bir şey alamadım çünkü. Özellikle ayakkabılara ayrıca ev aksesuarlarına bakarak kendimden geçtim. Aslında kendime yapabileceğim en kötü şey herhalde online alışveriş sitelerini gezinmek; çünkü alışverişi çok seviyorum.
Sonra kendimi sakinleştirmek için ne mi yaptım? Gördüğünüz bu sesli kitabı dinlemeye başladım. Henüz birinci CD’ yi bitirdim. Toplam 7 CD var. Kitabı dinlemek, okumaktan çok daha kolay geliyor ve aynı zamanda başka işler de yapabiliyorum. Tavsiye ederim.

Bu sesli kitabı 4 ay önce almıştım. Dinlemenin tam sırası. Ayakkabıkolik kadınların alışveriş maceralarını komedi tarzında anlatıyor.

Sahte online alışverişimle kendime yeterince eziyet ettikten sonra internette sahte araba alışverişine çıktım. Benim fiyat aralığımdaki arabaların çoğu ya çok çirkin ya da ikinci el ve çok eski. Mutlaka seveceğim bir tanesi eninde sonunda çıkacak. Benzinlilerde seçenek çok daha fazla. Ama hata yapmayacağım. Dizel olmalı.

Pazartesi, Ekim 24, 2011

piyango

Piyangodan 1 milyon TL kazansaydınız ne yapardınız?
1-      Çığlık atıp zıplardım
2-      Kocamı arardım
3-      Tekrar çığlık atıp biraz daha zıplardım
4-      Evi satıp yerine boğazda bir çatı katı alırdım (400 bin TL)
5-      Hayalimdeki arabayı alırdım (80 bin TL)
6-      Cruise (Lüx gemi turu) yapardım (10 bin TL)
7-      Yedikule Hayvan Barınağına (Meral Hanım ) bağış yapardım (10 bin TL)
8-      Gerisini yatırım olarak değerlendirirdim. (500 bin TL)

Bunlar benim yapacaklarım. Ya siz ne yapardınız?


İşte bu, milli piyangonun çıkardığı ilk biletlerden. Yıl 1926. O zamanlar adı Tayyare Piyangosu imiş. Gelişmekte olan genç TC' nin milli mücadelesinde kullanılacak tayyarelerin alınmasında bu biletlerden kazanılan paraların çok büyük bir katkısı olmuş. Harf devrimi 1 Kasım 1928 de olduğu için yazılar Arapça.


Bu da harf devriminden sonra.
Renkli ve resimli hale ancak 1940’ lardan sonra geçilmiş.

Pazar, Ekim 23, 2011

arkadaşım

Bu kişiyi çok iyi tanıyorum. En iyi arkadaşlarımdan biri diyebilirim ve onun için endişeliyim. Finansla hiç ilgisi yok ve gelecekle ilgili de hiçbir planı yok. Ne emeklilik için birikmiş bir şey, ne acil ihtiyaç fonu var; en azından 15.000TL borç ve daha yeni alınmış bir araba. Ha bir de şu sıralar işsiz.
Beni gerçekten korkutuyor, ama hiçbir zaman onunla bu konuları konuşmak istemiyorum. Çünkü hemen savunmaya geçiyor. Daha önce birkaç tohum ekmiş; acil durum fonundan, emeklilikten falan bahsetmiştim. Hiçbir şey işe yaramıyor ve ben onun sırf o kadar uzağı düşünmek istememesi yüzünden geleceğini berbat etmesini istemiyorum. Aynı zamanda kuruşun hesabını yapan, eğlenmeyi bilmeyip tepeden bakan arkadaş haline gelmek de istemiyorum.
Ne yapsam bilmiyorum. Sanırım karışmamalıyım ve strese girmemeliyim; ama onun için de en iyisini istiyorum. Bu blogu okur mu onu bile bilmiyorum (bir bakıma okusun isterim, ama daha çok okumasın…) Belki ilgilenmemeliyim. Bazı insanlar aldırmıyor bile. Ama alınan o kadar maaşın boşa harcanmasını, para verilen onca uyduruk şeyi düşünmeden de edemiyorum. Tamam, kıyafetleri güzel, arabası da hoş ama bundan 20 yıl sonra hiçbirinin anlamı olmayacak.

Cumartesi, Ekim 22, 2011

hediyeler

Bütçemde bir de hediyeler kalemi var. Genellikle yeğenlerin doğum günü hediyelerini, bayram ve seyranlarda, ev gezmelerine giderken elimiz boş gitmeyelim diye aldığımız hediyeleri falan kapsıyor.
Evet, yine kurban bayramı geliyor ve 4 yeğene hediye seçmem gerekiyor. En büyükleri 17 yaşında, kız. Onunkine karar verdim bile. Bu çanta o kadar hoşuma gitti ki kendime de almak zorunda kaldım. (Neyse ki indirimdeydi).  UGG modası geçti sanıyordum ama bide çantasını yapmışlar.

İki numarada 15 yaşında bir erkek yeğen var. Ona en iyi hediye nakit para. Çünkü adını bile duymadığım tuhaf tuhaf elektronik aletler almayı seviyor. Kendi hediyesini kendi seçerse daha mutlu olur diye düşünüyorum. Zaten aldığı şeyler de pek ucuz şeyler değil. Bizim verdiğimiz para ancak katkı olur.
3 ve 4. Sırada bızdık kızlar var. 4 ve 7 yaşındalar. En son onlara pijama hediye etmiştik. Çok şirin olmuşlardı. Keşke bir resimlerini çekseydim. Geçen ramazan bayramındaydı. O kadar çok beğenmişlerdi ki bayramın birinci gününü üstlerinde pijamayla geçirmişlerdi. Anneleri çıkarttıramamıştı. Bu sefer ikisine birer panço örmek istiyordum ama vakit kalmadı. Aklımda güzel bir model var.
Bu arada, bloguma sayaç eklediğimden beri sitemi 31 kişi ziyaret etmiş gibi görünüyor. Henüz 5 gün oldu ama diğer internet kullanıcılarına ve blog sahiplerine nasıl ulaşa bileceğimi merak ediyorum. Belki de tamamen anonim kalmayıp,  diğer bloglara girdiğimde sadece okuyup çıkmak yerine sitelerini okumayı gerçekten sevdiğim yorumlarını yapmalıyım.

Cuma, Ekim 21, 2011

uyanış

Geçenlerde yakın bir arkadaşımın işten çıkarıldığını öğrendim. Detayları tam olarak bilmiyorum, ama geçmişte beraber çalışmıştık. Gerçekten işinde çok başarılı bir elemandı. Kafası da iyi çalışırdı. (Şimdilerde müdür olduğunu duyduğum birkaç kişiden çok daha iyi).
Her neyse, beni geçmiş bankacılık günlerimi düşünmeye sevk etti. Bundan 8 yıl önce işten ayrıldığımda banka hesabımda sadece 4-5 bin dolar vardı. Arabamın kredi taksitleri ödeniyordu ve evimiz olmadığından kira ödüyorduk. Üniversite biteli 9 yıl olduğu ve eşimin de benim de iyi sayılabilecek birer geliri olduğu halde nasıl olmuştu da elde var sıfırdık; bugün hala inanamıyorum. 2003 yılı, benim için bir uyanış, titreyip kendine geliş yılı oldu.
Bu resmi, Wall Street'te çekmiştim. Türkiye'de kriz var diye işten eleman çıkaran, her nedense açıkladıkları karları hiç azalmayan ve bununla övünen patronlar için geliyor... Fare!

Perşembe, Ekim 20, 2011

cimri // tutumlu

Bazı arkadaşlarımın bana cimri demesine bozuluyorum. Kendimi çok kötü hissediyorum; çünkü her zaman için kendimi tutumlu olarak görmüşümdür. Anlaşılan bu iki terimi birbiri ile karşılaştırırsak aralarında çok ince bir çizgi olduğunu söyleyebiliriz.

Örneğin, eşimle ben dışarıda pek yemek yemeyiz. Yediğimiz zaman da hemen hemen her zaman bir menü alana ikincisi bedava yada günün menüsü gibi kampanyaları takip ederiz (Selam sana ey Grupanya!). Hesabı indirim kuponuyla, fırsat kodlarıyla öderken kendimi hep kötü hissederim; ama hesabın %50 sini ödeyerek aslında tasarruf ettiğimiz için paramızı da akıllıca kullanmış oluyoruz. Burada cimrilik, bırakılan bahşişi indirimli tutar üzerinden vermektir. Bahşiş bırakırken her zaman normal fiyat üzerinden hesaplarız. (Gerçi bahşiş bırakmanın da gerçekten gerekli olduğuna inanmıyorum).

Aylık ve yıllık sabit bütçelerim vardır ve mümkün olduğu kadar bunlara bağlı kalmaya çalışırım. Örneğin, aylık 60TL dışarıda yemek yeme bütçem var. Bu aynı zamanda çay-kahve içmeyi de kapsıyor. Böyle bir bütçeye bağlı kalmak bayağı bir disiplin gerektiriyor. Çünkü aslında dışarıda yemeğe bayılırım.

Bir şeyi çok istediğimde alıyorum; ama kalitelisini alıyorum. Harcama alışkanlıklarımı değiştirdiğimden beri istek ve ihtiyaçlarımla ilgili  kendim hakkında çok şey keşfettim. Starbucks'tan 8 TL ye kahve almak istiyorum; ama buna gerçekten ihtiyacım var mı (artı bol kalorisine)? Hayır. Öyleyse 2 TL ye çay içerim. Bana yıllarca dayanacak bir çift çok kaliteli ayakkabıya para verirken kendimi çok daha iyi hissediyorum (yada çok kaliteli bir fotoğraf makinesine). Çünkü paramı sevdiğim, ama gerçekte gerekli olmayan ufak tefek şeylere saçmıyorum artık.

Cimri değilim; çünkü kendimi gerçekten istediğim hiçbir şeyden mahrum etmiyorum. Eğer bir arkadaşımla dışarda çay-kahve içeceksem yanında pasta-kek de istemiyorum. Ya da pasta-kek yiyip yanında su istiyorum. Böylece banka hesabını kurutmadan arkadaşlarımla dışarı çıkmak zevkini yaşıyorum.

Bazı arkadaşlarımsa nereden yola çıktığımı anlamayıp onları her görüşümde dalga geçiyorlar. Benim için hava hoş. Çenemi tutuyorum ve para biriktirmeye devam ediyorum. Onlarsa borç içindeler. :-)   Gerçek arkadaşlar anlamalı; dostluklarını sürdürmek için benim de onlar gibi borç içinde olmam gerekmemeli.

Bu arada dışarda yemek yemek demişken, Japon mutfağının bu kadar lezzetli olabileceğini tahmin etmemiştim. Bu şekilde servis edilenlere kutuda (box) diyorlar ve içinde birsürü çeşit var.

Çarşamba, Ekim 19, 2011

yeniden araba sevdası

Mart 2008'de güzelim arabamı sattım (1998 Model Daewoo Lanos). 10 yaşındaydı ama çok bakımlıydı. Ona beyaz atım derdim. Ama satmam gerekiyordu. Alırken verdiğim para, o güne kadar yaptığım en büyük harcamalardan biriydi. Yıllık kaskosu, vergisi, bakım masrafları...ödediğim parayı hak edecek kadar arabayı yeterince kullanamıyordum.

Arabayı 2002'de 4.500 Amerikan dolarına almıştım (4.500*1.6 kurdan 7.200TL). 6 yıl sonra yine aynı fiyata sattım (6.300TL/1.4 kurdan 4.500 dolar). Hiç de fena sayılmaz aslında.

Yıl 2011, tekrar bir araba almayı planlıyorum. Ama bu sefer 0 Km olacak. Dökülene kadar da kullanacağım. Aklımda Citroen C4 tipindeki arabalar var. Ayrıca kesinlikle dizel olmalı. Böyle olunca da fiatlar oldukça uçuk. Yine de gelecek 15 yıl boyunca sevdiğim bir arabayı kullanmayı, ucuz diye alınan, nefret ettiğim bir arabaya tercih ederim.

Evde tasarruf tedbirlerini protesto eden, kaloriferlerin biran önce açılmasını isteyen bir grup

Salı, Ekim 18, 2011

altın mı döviz mi

Bazen yatırımlarım konusunda doğru kararlar alıp almadığımı sorguluyorum. Binbir güçlükle tasarruf ettiğim paranın en iyi şekilde değer kazanmasını istiyorum. Ekonomideki kriz ortamı nedeniyle çok değişken olan yatırım araçlarını şu günlerde doğru tahmin etmekse çok zor.

Şu anda yatırımlarımın %80'i altın hesabında. 2011 Ocak ayında 1 gramını 69TL den almaya başladım. Ekim 2011 itibariyle 100TL olmuş durumda.Yani yılbaşından beri %45'lik bir artış var. Altını, güvenilir bir bankada altın hesabı olarak tutuyorum. Sebebi ise alım satımın internet üzerinden çok kolay olması ve alış-satış arasındaki farkın 1 gram için yaklaşık 1TL olması. Bu fark, kuyumcudan alınan cumhuriyet altınında yaklaşık 7 katı. Üstelik bankada olduğu için saklama riski de yok.

Sürü tersine dönerse, uyuz keçi öne düşermiş. Bu deyiş altın mı döviz mi derken aklıma geldi. Bundan bir yıl kadar önce bütün param dövizdeydi ve bozdurana kadar uzunca bir süre zarar ettim. Şimdi sürünün tersine döneceği anı bekliyorum.

                                          Değişik madenlerden çıktığı şekliyle altın